Bazılarının mutluluğunu felaketimmiş gibi hisseder oldum ya işte bunların hepsi senin yüzünden. Şimdi ne kadar da mutlulardır-mutlusundur…
Uzağımda olun, uzakta kalın; aklımdan, anılarımdan defolup gidin. Git!
Bazılarının mutluluğunu felaketimmiş gibi hisseder oldum ya işte bunların hepsi senin yüzünden. Şimdi ne kadar da mutlulardır-mutlusundur…
Uzağımda olun, uzakta kalın; aklımdan, anılarımdan defolup gidin. Git!
Allah hepinize(topumuza) eli kalem tutan,klavye tuşlayan, sonucunda romantik romantik laflar edebilen sevgililer versin.
Hayır bi arkadaşımın var. Çok memnun ordan biliyorum.
amin

hızla geçiyor. çok çalışıyorum; yarın ve yarından sonra burada benim sorumluluğumda olan işler kapsamında bir denetimden geçeceğiz; bu sefer kaçıp gitmek istiyorum…
diğer yanda, bir çemberin ne içinde, ne dışında; daha çok çeperlerinde bir hayat yaşıyorum. durmadan dönen bir çember; devrilse, belki herşeyin sonu olacak. dünyada, ülkede olan bitenlere karşı neredeyse ilgimi yitirdim; göz ucuyla haberleri izleyip, okuyup; içimden sessiz küfürler ediyorum.
çemberi belki de en fazla sallayan, çocuklar… dün ali’ye gidip, ne kadar zormuş bir çocuk büyütmek dediğimde, o “bunlar normal” diyerek beni sakinleştirdi. bir şeyleri ne kadar farklı yaptığımıza inansak da, hayat kendi ritminde ve döngüsünde bazı şeyleri dayatıyor bize; kaçamıyoruz galiba…
geçen hafta boyunca, patti smith’in kitabını okudum: hayalperestler… önce baştan sona üç kere, ardından sayfalar boyunca gezerek. patti benim kırk yaş sonrası idolüm, gençliğimde idolüm kimdi bilmiyorum; belki de öyle birini hiç bulamamıştım…
patti, bu kitabı yazdığında benim yaşımdaymış. kitabın başında okura yazdığı minik notta şöyle diyor:
“… Evimizi ve ailemizi gerçekten çok seviyordum, ancak o ilkbahar kelimelere dökmekte zorlandığım bir hüzne kapıldım. Çocukları okula gönderip, günlük işlerimi hallettikten sonra saatlerce söğütlerin altında oturur, düşüncelere kapılır giderdim. Hayalperestler’i yazmaya başladığımda, yaşamıma işte böylesi bir ruh hali hakimdi…
Bir seferinde şöyle bir soru ile karşılaşmıştım; Hayalperestler benim için bir peri masalı mıdır? Öylesi masalları daima sevmişimdir; ancak peri masalı benzetmesi bu örnek için geçerli değil. Bu minik kitapta yer alan herşey gerçek; aynen olduğu gibi yazıldı. Onu yazmak ölü toprağını üzerimden çekip aldı; umarım bir ölçüde okurun da içini nedensiz bir neşeyle doldurmayı başarır.”
ve kitabın orjinal adı woolgathering… kitaba adını veren bir bölümün başlığı olan woolgatherer’in ingilizce de iki anlamı var. biri hayalperest; diğeri ise çayırlarda otlayan koyunların dikenli çalılara takılan yünlerini toplayan kişi veya çoban…
evet hayallerimizi, çalılara takılan yumuşak, hafif ve neredeyse görünmez yünlerden daha güzel anlatacak bir şey var mı? sanki yok…
ve aslında patti’nin dediği gibi, bu döngünün içinde dönüp dururken, herşeye rağmen, hayallerimizi var eden, umudu getiren değişim değil mi?
“Emin olabileceğin tek bir şey var. Değişim”
patti smith dinliyoruz elbette… kız kardeşi için yazdığı kimberly…
Günaydın
Kasabian - Goodbye Kiss (KasabianVEVO tarafından)
“Yunanlısına Eros, Romalısına Amor dediler. İkisini de Tanrı yaptılar aşkın başına. Tanrı olmak basitti de hiç gerçek olmadılar. Masal olmak çok koydu gerçek olmayan Tanrı kırıntılarına. Gün bitti, değişti zaman. Ne Roma kaldı geriye ne eski Yunan. Eros’tan biblo yaptılar, Amor’dan parfüm. Tanrılıklarını satıp ekmeklerini kazandılar.Aşk ateistti, çok geç anladılar…”

hayat sordu ölüme: “neden beni severler de nefret ederler senden insanlar?”
cevapladı onu ölüm: “acıtan bir yalansın sen çünkü, acı dolu, keder yüklü. ve bense ürkütücü güzelliğiyim hakikatin.
ve senin birer parçan, insanlar. bütüne aittir parçalar ve severler bütünü onun kanından oldukları için.”
(söyleneni başaşağı çeviren ya da tersyüz eden: hafif abi)